“O tip dijital işleri sevenlerin kafasına duvar boyası boşaltasım geliyor”

Yaklaşık 2 yıl önce Galerist’te açılan kişisel sergisi “Mıknatıs ve Ay” üzerine konuştuğumuz Nilbar Güreş ile yeniden denk geldik. Çiçeği burnunda Prix Maud Mottier ödülü sahibi Güreş ile ödülünü, sanattaki yeni açılımları, Covid-19 s0nrası hayatı, malzeme tercihlerini ve yeni projelerini konuştuk. Bize Arter’de işinin sergilendiği “Gökcisimleri Üzerine”nin Temmuz’a dek devam ettiğini, toplu kapanma sonrası muhakkak görülmesi gerektiğini hatırlattı ve yine hem samimi hem çarpıcı cevaplar verdi.

 

Öncelikle İsviçre’nin önemli müzelerinden Kunsthaus Pasquart’ın verdiği Prix Maud Mottier ödülünü aldığın için tebrikler. Bu ödül senin için nasıl bir öneme sahip?

Viyana’ya taşındığımdan beri yaklaşık 20 senedir İsviçre’ye düzenli şekilde sergi gezmek için gidip geliyorum. İlk kez 4 yaşımdayken gittim çünkü annemin ailesi orada işçi olarak yaşamış insanlar ve çoğu da geri gelmedi açıkçası…

Kunsthaus Pasquart bence oranın en güzel müzesi. Toplamda 800 metrekare bir mekan. Bunun sadece 360 metrekaresi 6 metre tavanlı bir beyaz küp, Avrupa’nın en uzun sergi vitrini 21 metre ile yine orada bulunuyor ve başa çıkması çok zor bir mimari sahiden… Mekanın gerisi ise parke tabanlı daha domestik bir hisse sahip. Çok içime sinen herkesi şaşırtan bir sergi oldu, acaba en iyi sergim mi oldu diye düşünüyorum açıkçası kendi kendime…

Nilbar Güreş Kunsthaus Pasquart’ta

Prix Maud Mottier ödülü resim alanında çalışan sanatçılara veriliyor. Ödülü verenler beni hiç tanımıyor evvelinden, (başarının en sevdiğim hali…) yani resimlerimi ilk kez müze sergisinde gördüler. Ödül alan resimler Galerist’te bir kaç ay evvel sergilendiler ve herkes ilk kez yağlı boya resim yaptığım için şüphe ile yaklaştı. İstanbul’da pek de ciddiye alınmayan bu spontan tavırlı ilk resimlerimin İsviçre’de ödül alması bence harika ve yol gösterici olacak birçok kişi için.

“Hayatımızdaki birçok önemli karar spontan veriliyor”

Sour As a Lemon” sergisi çok geniş bir alana yayılıyor ve kariyerinin son altı yılına odaklanıyor. Metinde yazdığı üzere açık bir toplumun olanaklarını arıyorsun…

Aslında şöyle, bir sergiyi bir sene boyunca çalışmak insana daha evvel aklına hiç gelmeyen şeyler öğretiyor. Sergiyi kurarken elbette yeni toplantılar yapıldı, katalog ve her şey yeniden yeniden konuşuldu. Sonuçta ortaya bir sene evvel düşünülenden çok farklı sonuçlar ortaya çıktı ve fikirlerin zaman içerisinde çok değişebildiğine şahit olduk. Bazı fikirlerimi ve önerilerimi bir sene sonra ben hiç hatırlamadım mesela. Kendi fikrini hatırlamamak ne demek sahiden şöyle bir düşününce? Kendime şaşırdım demek ki hayatımızdaki birçok önemli karar son derece spontan veriliyor aslında. Gerçekten bu süreç son derece hoşnutsuz ve bir yandan da çok ilginç bir deneyim insanlık adına; konu sağlık bu nedenle hafıza ve yaşamın kurgusu da değişti psychological olarak…

Nilbar Güreş, (Fotoğraf: Reha Özcan)

“Ezilen sınıf yine ezildi”

Pandemi süreciyle iyice görünür olan, coğrafi eşitsizlikler, kadın erkek eşitsizliği gibi konuları tekrar tekrar düşündüğünde bu sergi senin için süreçle birlikte yeni bir anlam kazandı mı?

Konuya kadın erkek diye girmiyorum. Sonuç itibari ile her zamanki gibi ezilen sınıf yine ezildi, mecburen işe gittiler seçme şansları olmadığı için. Yeme içme kültürü büyük zarar gördü ki bu bizi çok sarstı sanırım psikolojik olarak. Bir çok şeyi normalitemiz olmayan duygu ve deneyimi idrak ettik… Üst sınıf yine kendini koruyabildi nisbeten, sokağa çıkmak zorunda kalmadığı için. Buna rağmen aşılamanın yaş üzerinden yapılması olumlu bir gelişme… Bir şey çok fena oldu fakat kadınlar için; çocukların evde eğitimi kadınların iş yaşamını çok olumsuz etkiledi. Kadınlarla çalışan herkes bunu yakınen hissetmiştir.

Sergiye dönersek kısaca bu sergide diğer sergilerimde gösterilen işlerden uzak durmaya çalıstık, ben de küratör Felicity Lunn da öyle istedik. Çünkü aslında hep aynı işler çok geç talep ediliyor bana göre. Artık on yıllık eserler falan… Oysa ben halen aktif üreten biriyim. Bu sergi daha yeni olunca ve dinamik ve çok güçlü geldi açıkçası; aldığımız tepkilerden anladığımıza göre böyle yani.

“Daha evvel yapmadığım şekillerde üretmeye çalışan biriyim”

Bu geniş sergi bağlamında işlerinde malzeme kullanımının öneminden bahsedebilir miyiz?

Ben hep kendini zorlayan hep daha evvel yapmadığım şekillerde üretmeye çalışan biriyim. Bir video bitince hemen resim o bitince hemen bir fotoğraf projesi… Paslanmak istemiyorum. Resimlerim çok yeni, pandemide hem cesaret hem zamanı bulunca oluşan ilk işler oldu bu yağlı boya resimler..

Bu sergide ise çok büyük hatta şimdiye dek ürettiğim en büyük kumaş eserleri ürettim. Heykeller, kumaş heykeller… Bu sergide resimler, heykeller, fotoğraflar (fotoğraflar genel solo sergilerime oranla adet olarak daha az miktarda) ve bir adet video var. Sergi mekana göre kurgulandı aslında bu sefer. Pandemi bize zaman tanıdı; acele edilmeyen sergiler elbette en güzelleri. Keşke genel akış hep bu ritimde kalsa ve böyle daha kalpten içe sindirerek işler yapsak…

Serginin genelini değerlendirecek olursak mekana bu kadar odaklı bir sergi daha evvel yapmamıştım. 360 metrekarede duvar kurmadan iş yapmak sahiden bir iş! Ya da 21 metre bir vitrin cidden çok zorlayıcı! Altından kalkabilmek beni çok mutlu etti. Küratör de çok memnun.

“Maalesef sonuçta savaş bir iş dünyasıdır”

Nilbar Güreş, Açık Telefon Kulubesi

Türkiye’de Arter’de “Gökcisimleri Üzerine” sergisinde gösterilen “Açık Telefon Kulubesi” isimli üç kanallı video işin mevsimsel bir döngü üzerinden temel olarak eşitsizliğe değiniyor. Neden bu işi sergilemeyi tercih ettiniz? Videodaki “döngü” kavramından biraz söz edebilir miyiz?

Sanatçılar küratörlerle çalıştıklarında doğal olarak eserler için tek başlarına karar vermezler özellikle grup sergilerinden bahsediyorum. Kevser Güler’in benim eserimi kendi konsepti ile ilişkilendirme biçimini okuması gerekir izleyicinin. Sergi metni çevrim içi olarak da mevcut.

Açık Telefon Kulübesi” videosu aslında çok eskidi artık, ama aslında sadece bir kez ve çok kısa gösterilmişti Rampa Galeri‘de. Akabinde dünyayı gezdi ayrı konu… 2011’den 36 küsür dakikalık bir iş. Her mevsimin zorlukları var, yazın ayrı kışın ayrı. Kara iklimi baskın bizim köyde. Güzellikleri de var elbette. Bu ikisini yan yana gösteriyorum. Cami yapılmasını istemedikleri için cami yerine okul yapmayı tercih ve talep eden Kürt-Alevi köyleri çok daha fazla zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Altyapı yoksunluğu, dünyanın geri kalanından neredeyse kopuk yaşamak… Bu biraz da onun hikayesi. Biraz da bir savaş bölgesi olmasının hikayesi. Maalesef sonuçta savaş bir iş dünyasıdır, amaç para ve güçtür ve telef olan her zaman canlılardır… Ha evet döngü; o döngünün içinden hâlâ çıkamadık.

“Gelişen teknolojiye bağlı sanatla ilgili değilim. Sirk gibi geliyor bana”

Son olarak, önümüzdeki süreçte, gelişen teknolojiyle birlikte sanat nasıl bir yön alacak?

Gelişen teknolojiye bağlı sanatla ilgili değilim. Hoşlanmıyorum. Biraz genel bir ifade olabilir bu fakat şahsi fikrim bu. Dijital video işlere bakmaya dayanamıyorum çünkü hep aynı renkler, hep aynı bilgisayar tasarımı figürler, akan sular, taşan renkler falan. Sirk gibi geliyor bana. Bu tip animasyonları sevenlerin kafasına duvar boyası boşaltasım geliyor…

Basit ve hayal gücü dar beyinlerin hoşlanacağı şeyler ancak bunlar. Benim elle çizilen çizgi filmler en sevdiklerim; ben ta orada kalmışım demek ki… Zaten son dört senedir de analog fotoğraf makinesi ve Super 8 ile çalışıyorum yani herkes Mersin’e ben tersine.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Nilbar Güreş PRIX Maud MOTTIER ödülünü aldı

Nilbar Güreş: “Türkiyeli çoğu sanatçıyı sosyal medyada engelliyorum”

NİLBAR GÜREŞ ve TEKNİK OLANAKSIZLAR

“O tip dijital işleri sevenlerin kafasına duvar boyası boşaltasım geliyor” yazısı ilk önce SANATATAK üzerinde ortaya çıktı.